28 Mart 2013 Perşembe

Aldıklarım, Alacaklarım :)

Aldıklarım:
Yeni kitaplarım geldi :) Fakat uzunca bir süre kitap almamak düşüncesindeyim. Kitaplığımda okumadığım kitaplar çığ gibi büyüyor. Ayda iki kitap okuma kararım suya düştü:) elimdeki kitabı okumaya başlayalı neredeyse bir ay olacak. Yazın tatilde daha çok kitap okuduğum bir gerçek. Kendimi fazla da kasmak istemiyorum. Sonuçta bu bir zorunluluk değil, keyif...



Alacaklarım:
Lord'a parfüm almaya gittim. Alacağım markanın yeni bir parfümü gelmiş. Satıcı bayan iyice kafamı karıştırınca şu da var, bu da var vs. E prenseste yanımda olunca, bende koklayayım, bana da koklat anne, bakayım derken sağolsun bayan "al bunu da sana vereyim senin olsun" diye bir sample verdi. Prenses bir güzel sıktı parfümü. Salona giriyoruz, salon mis gibi kokuyor. Ne kokuyor, ne kokuyor derken kokunun bizim prensesten geldiğini farkettik. Ertesi gün soluğu yine aynı mağazada aldım. Bu parfümden istiyorum diye. Biz bu parfümü satmıyoruz demezler mi? Firma bize sample göndermiş ama bizde yok dediler. İnternette bir araştırma yaptım. Oradan sipariş verecekken Lord'un bir arkadaşının İngilterede olduğunu öğrendik. Hemen sipariş verdik sağolsun pazartesi getirecek. Genç Kızın istediği parfüm vardı o da %50 indirimdeymiş. İkisi birden gelecek. Prenses benim siparişim için o benim parfümüm diyor. (Çocuk haklı sample ona verilmişti.) Lord kara kara düşünüyor prensese ne yapacağız diye.
 
İşte benim parfümüm;


pazartesiyi iple çekiyorum :)





24 Mart 2013 Pazar

Bugün Benim Doğum Günüm...

Sabah ailemin öpücükleriyle uyandım. Dünyanın en güzel hediyesi evde kıkırdayan çocuk sesi değil midir?  Sonrasında dışarıda yapılan güzel bir kahvaltı. Genç Kız dershaneye yetiştirildi. Oradan Kordon'da Kitap&Cafe keyfi... Lordun akşam yemeğini hazırlaması. Bu haftayı kutlu doğum haftası ilan etmesi :) herşey çok güzeldi.
Pasta kesme merasimini cuma günü annemlerde gerçekleştirdik. Güya benden  gizli doğum günü programı yapmışlar. Onların bu şaşkın halleri acayip hoşuma gidiyor :) O tatlı telaşları yok mu? Prensesin olayı çaktırmamaya çalışması. Aniden ışıkları kapatınca bizim salağa yatmamız. Aaa... ne oldu? ışığı neden söndürdün? ne oldu ki? söylemleri...
Çocuklar göz açıp kapayıncaya kadar büyüyorlar. Bugünleri içime iyice sindirmek istiyorum. İleride hatırlayıp gülümseyebilmek için. Allahıma şükürler olsun.
Bugünün anlam ve önemine uygun olması adına Cem Karaca'nın çok sevdiğim parçasıyla noktayı koymak istedim. Ailemle nice mutlu seneler dileğimle...
 
 

23 Mart 2013 Cumartesi

Sabit Kanca

Bugün Lord'la birlikte Sabit Kanca'ya gittik. Hay gitmez olaydık. Hayatımda izlediğim mübalağasız en berbat filmdi. Yani türk filmlerine gitmeyeyim diyorum, olmuyor. Gidiyorum yine olmuyor! İnsanlar bu kadar enayi yerine konmamalı kardeşim. Yazık, günahtır. Zaten sanatsal birşeyler beklemiyordum ama biraz gülseydik bari. Ben ara olmasını zor bekledim. Lorda sen istersen ikinci yarıyı izle ama ben tahammül edemem dedim. Çıktım. Gidip karnımı bir güzel doyurdum. Ohh! Lord iyi ki çıkmışsın dedi. Filmde başka da bir halt olmamış. Başka bir filme gittiğimizde (Sen Dünyaya Gelmeden di sanırım) bu filmin fragmanını görmüştük. Lord "zaten fragmanda herşeyi izlemişiz gelmesekte olurmuş" dedi. Yok bundan böyle yorumları okumadan hiçbir filme gitmem. Bu da bana ders olsun.
 
 
 

22 Mart 2013 Cuma

Bugünlerde...

Evde perdeleri yıkadım ve koklayıp, koklayıp duruyorum :) deli miyim neyim?
Uzuuuun bir aradan sonra evde kek pişirdim. Evdeki cevizleri kurtlanmadan değerlendireyim derken birden Hamarat Abla' nın Armutlu Muffin tarifini döktürüverdim :) cevizler yine kaldı...
 
Genç kız SBS'ye girecek ama hala bir arpa boyu gidemedik. Her gün test çöz- çözmeyeceğim tartışması. Bugün itibariyle didişmemeye karar verdim. Bugüne kadarki tartışmaların bir faydasını da göremedim zati.

Prenses bu aralar değişik kelimeler kullanıyor not almak gerek. Zaten bir-ikisini kaçırmış bulunmaktayım. Yazı masasının sandalyesine oturup bana "bakkkk prenses oturgası" şeklinde bir söylemde bulundu. ( Sıradan bir sandalyeye taht muamelesi yapıyor)
Yan komşumuzun anneanne olduğuna şaşırıp "Ama yüzü pürtük pürtük değil" dediğinde nasıl yani dedim. "O bence Sinem'im annesi. Anneannesi olsa yüzü pürtük pürtük olurdu anneanneminki gibi..." diye cevap verdi. (Pürtük pürtük'ün buruşukluk olduğunu anladım) Bunu duyan yan komşum prensese boyama kitabı armağan etti...

16 Mart 2013 Cumartesi

Adım Sonbahar

nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar

ATTİLA İLHAN

15 Mart 2013 Cuma

Hüzün...

 
Olmuyor!
Dizlerimin üzerindeyim yine, kalkamıyorum...
Sihirli bir el, bir sözcük belki de
Beni kendime getirecek her ne ise...bekliyorum.
Üzerimden kamyon geçmiş gibi
Sebebi yok, öylesine
Çözüm sensin, sen güçlüsün, hadi! silkin ve kalk.
 

12 Mart 2013 Salı

Yeni Kitaplar

Benimkiler
 

Henüz elimde Başkaldıran Kurşunkalem var. Hala bitmemiş olması kitabın sıkıcılığından değil, bilakis okuması çok keyifli bir kitap. Fakat bu aralar pek bir faaliyetteyim. Kazığımı kırıp oturabilsem kitap hemen bitecek:) Daha sonra hangisine başlayacağımı bilemiyorum. Zülfü Livaneli için önyargılarım var. Son Ada bana öyle aman aman gelmemişti. Bu kitaplarını da çok tavsiye edildiği için ve D&R' da Haftanın indirimli yazarı olduğu için aldım ne yalan söyleyeyim. Zülfü Livaneli'nin köşe yazılarını ve şarkılarını çok seviyorum fakat kitabı biraz hafif gelmişti. O yüzden elim pek gitmeyecek gibi; yani şimdilik. Sonraki seçimim Düğümlere Üfleyen Kadınlar ya da Lizbon'a Gece Treni arasında olacak sanırım.

Prensesinkiler
 
 
Prensesinkileri okumaya başladık. Oliver'i ve Bugün Bir Kova Doldurdun Mu? kitaplarını pek beğenmedi. Gergedanlar Krep Yemez çok hoşuna gitti. Sürekli okuyoruz. Bir de yazarın Köpekler Bale Yapmaz isimli bir kitabı daha vardı sipariş ettiğimiz. Fakat o kargodan çıkmamıştı. Daha sonra geldi.(5 Mart) Bu sefer bu kitaba döndük. Önce Köpeği daha sonra Gergedanı okuyoruz. Diğerleri için baskı yapmıyorum. Bunlardan bir sıkılsın onlara başlarız. Oliver'ın beni de hayal kırıklığına uğrattığını söyleyebilirim. Fakat Bugün Bir Kova Doldurdun mu? çok güzel bir kitap. Çocukların olumlu davranışlarını yüreklendiren bir kitap. Buna da alışacağını düşünüyorum. Bize iyi okumalar...


Sevdim


8 Mart 2013 Cuma

Dünya Kadınlar Günü'nde Ben...

Bugün prensesin okulundan tanıştığım velilerle "Kadınlar Günü" sebebiyle kadınlar matinesine gittik. Hergün bilmem kaç defa önünden geçtiğim restaurantın aslında haftada bir gün bu uygulamayı gerçekleştirdiğini bilmemem ayrı bir tartışma konusu. Bu organizasyonu yapan arkadaşıma kadınlar matinesine ne giyilir? diye sordum. Vallahi en şık kıyafetini giy de gel. Oraya gidince kadınları görürsün şöyle topuzlar falan deyince bayağı güldüm. Ayağına da topuklularını giy dedi. Eee...biz çocukları okula bırakıp oradan geçeceğiz biliyorsun topuklularla ve şık şıkıdım kıyafetlerle komik olmaz mıyız? diye sordum. Topukluları çantaya atmaya karar verdik:) Ben yine mütevazı bir şekilde giyindim. Kombinim pantolon-triko-topuklu şeklindeydi. Restauranta girdiğimizde anacık babacık günüydü. Gerçekten millet saç baş yaptırmış şıkır, şıkır. Küçüklüğümde Allah rahmet eylesin babaannem bizi İzmir Fuarı'nın matinelerine götürürdü Faruk Tınaz'ların falan zamanı yani... Fuardaki gazinolar yıkıldıktan sonra matine kültürüne uzak kaldım. Ama buradaki ablalar:) çocukluğumun annelerine, teyzelerine hiç benzemiyorlardı. Herkese bir mini etek sevdası gelmiş. Şişman şişman kadınlar üç kata imar çıkan bedenlerini saracak elbiseler giymişler. Her taraflarından fazlalıklar sarkıyor. Eh be anacım senin evde hiç boy aynan yok mu? ya da etrafında seni uyaracak kimin kimsen? biz arkadaşla a şuna bak, yok esas sen buna bak demekten kendimizi kaybettik. Eh malzemede bol olunca hiç sıkıntı çekmedik:) Hele masamızın önünde oynayan bir grup vardı ki! kadınlardan biri oynarken ayağını tuhaf bir hareketle öne arkaya teper gibi bir şeyler yapıyordu. Bu beni acayip gerdi. Sanki tekmelerden biri bana gelecekmiş gibi hep tetikteydim. Sandalyemi geriye çekebildiğim kadar çektim. Ayağını tepenle, onun damı bayan kendinden geçerlerken bir de ne göreyim koyu renk elbiselerinin altından ten rengi korseleri görünüyor. Yok böyle bişey. İnsan kısa elbise giyip, içine uzun korse giyer mi? böyle birşeyin olma ihtimalini bildiklerinden midir? yoksa daha önce de başlarına geldi de o yüzden biliyorlar mıdır nedir? arada elbiselerini aşağı çekiştiriyorlardı. Neyse bayanların oynaması kazasız bitti, sakatlanmadım. Fakat başıma başka birşey geldi. Çok mühim olmasada ileride hatırlamak için not düşmem gerek. Yemek içkisizdi ve fakat kıdemli olan bazı bayanlar içeriye içki sokmuşlardı. Ellerinde biralarla oynadıklarını görmüşlüğüm bile oldu. Arada sanatçımıza ikram edip tekrar ağızlarına götürmek suretiyle arz-ı endam edenleri vardı. Bayanlardan biri çok ısrarlıydı mesela. Elindeki birayı sanatçı istemediği halde ısrarla  bir sanaaaa bir banaaa şeklinde paylaşıyordu onunla. Bir ara sanatçımıza plastik bardakta kola ikram etti. Kadınadam(sanatçımız)-aklıma Zeki Metin ikilisinin yasakları geldi Fahiriye kadınadam- kolayı aldı yarısına kadar kafasına dikti ve birşeyler söyledi "tuh Allah kahretmesin alkol" falan gibi birşeyler ya da başka birşey de ben öyle çevirdim. Aldı bardağı yere fırlattı içindekiler hooop üzerime... pantalonum, ayakkabılarım battı. Sildim ettim ama kadınadam(çok kabaymış) özür falan dilemedi. Eee... insanları o kadar çekiştirirsem olacağı buydu di mi ama. Sanane elalem ne giymiş, ne içmiş, korsesinden sanane birkere. Kıssadan hisse her koyun kendi bacağından asılır. Kadınlar Günüm kutlu olsun, iyi ki varım!

İnternete Sor...

Prenses: Anne internete sor bakalım ben büyüğünce nasıl olucam?
Ben: İnternet bunu bilemez ki!
Prenses: Olsun sen sor bakalım ne diyecek?
Ben: Ne demesini bekliyorsun?
Prenses: Güzel mi? yoksa çirkin mi? diyecek bakalım
Ben: İnternet bunu bilemez ama ben sana çok güzel olacağını söyleyebilirim.
Prenses: Ya olmazsam?
Ben: Olsun sen yinede bana hep güzel görüneceksin. Anneler için bir tane güzel çocuk vardır o da kendi çocuğudur.
Prenses: Yaaa...


Biz evde Genç Kız' a hep aç google amcaya sor bakalım diyoruz. Prenses'te bu internet herşeyi biliyor herhalde diye mantık yürüttü sanırım:)

5 Mart 2013 Salı

Lütfen Anneme İyi Bak (Kyung-sook Shin)

Bu kitap beni aldı, evirdi, çevirdi, yere çarptı. Tam da bu şekilde. Prensesim anne kitaba mı ağlıyorsun?  diye sordu evet dedim. Senin kitapların niye ağlatıyor? Al benimkini oku bu komik "Gergedanlar Krep Yemez" olur dedim, çok iyi olur.

Arka Kapak:
Yetişkin çocuklarını ziyaret etmek için geldiği Seul'de kaybolan bir annenin ardından, aile üyelerinin yaşadığı pişmanlıkların ve iç hesaplaşmaların öyküsü bu. Kore kültürü fonunda derin aile ilişkilerinin ele alındığı yürek burkan bir hikaye...

Doğan Kitap, 231 syf.

Kitabın baş kahramanı Park So-nyo'yu anneme çok benzettim. Annem de bizim evin görünmez kahramanı değil midir? bir yeri ağrır mı? canı bir şey ister mi? üzgün mü? dargın mı? yorgun mu? asla bunları bilemezsiniz. İşin ilginci zamanla annenizin bu durumuna alışır ve onu kendi haline bırakırsınız. Bu yüzden kitabı okurken yüreğim çok burkuldu, dersimi aldım.
Kitabın arkasına da not düştüm ve anneme okuttum:
ANNEM İYİ Kİ VARSIN, İYİ Kİ HAYATTASIN. SENİ ÇOK AMA ÇOK SEVİYORUM...






Lord'a Not: Bu arada babanın hesaplaşmasında bir şey yakaladım:) Ben ne zaman hastayım şuram ağrıyor desem, sen de benimde buram ağrıyor diyor oflayıp pufluyorsun. Benim hastalık güme gidiyor. Benim de hastalanmaya hakkım var değil mi?